Bizi takip edin

Köşe yazarları

Em ê nebin hevparên vî sûcî! Bu suça ortak olmayacağız!

->

-> 208

Kürt kentlerinin ağır silahlarla ablukaya alınıp, süresiz sokağa çıkma yasakları ile insanları her türlü hakkından mahrum ederek yaşamaya / yok etmeye yönelen, yaşam hakkı ihlallerinin olağanlaştırılmak istendiği bir dönemdi o günler. Bu nedenle, 731 gün önce, 11 Ocak 2016 tarihinde, Türkiye’nin 89 üniversitesinden 1128 akademisyen imzaladıkları aşağıdaki bildiriyi kamuoyu ile paylaştı. Ve AKP’nin, Haziran 2015 genel seçimlerinde tek başına hükümet olma şansını kaybetmesinin hemen sonrasında, Türkiye halkları üzerine örtülmeye çalışılan korku yorganı biranda paramparça oldu. Korkudan medet umanlar şaşkına döndü, gözleri karardı, saldırganlaştı. Metin, TBMM’ye teslim edildiği 20 Ocak 2016’da ‘suça ortak olmayacağını’ kamuoyu ile paylaşan imzacı sayısı 2212’ye ulaşmıştı. Yurtdışından 2279 akademisyen de desteğini açıkladı. İkinci yıl dönümünde hem ‘akademisyen kimdir’ sorusunun hem ‘metinde talep edilenlerin’ hem de ‘imzacılara yönelik baskı ve şiddetin’ ilk günlerdeki sıcaklığını taşıyor oluşu nedeniyle metni köşeme taşıdım.
“ Wek akademîsyen û lêkolînerên vî welatî, em ê nebin hevparên vî sûcî!

Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!
Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz. “

Günümüzde, bu metnin imzacıları, yurtiçinde ve yurtdışında Barış Akademisyenleri olarak adlandırılıyor. Gözaltı, tutuklama, hedef gösterme, dışlanma, KHK ile işten atılma, çalışma ve yurtdışına çıkma yasağı, ceza mahkemelerinde yargılanmaya rağmen, biraradalar. Yalnız olmadıklarını, yalnız kalmayacaklarını yaşayarak deneyimlediler.

Barış Akademisyenleri, birer yurttaş olarak devletten, ‘barış içinde yaşama’ ve ‘devletin yurttaşlarını düşman olarak görmeme’ haklarının sağlanmasını istediler. Bugün de istemeye devam ediyorlar. Sağlanana kadar da imzalarının arkasında olmaya, omuz omuza, kol kola olmaya devam edecekler. Akademisyen olmanın sorumluluğuyla ve yalınlığıyla…